Fotoğrafları Görmek İçin Bu Yazıya Tıklayınız...
Kadınlar Gününüz Nasıl Geçti?
Benim Kadınlar günü'm çok matriksvari geçti. Hava zaten sıcaktı.
Matriks düşüncelerimin gelişmesi muhtemeldi. Ben yaşadıklarıma inanamadım.
Hangisi gerçek, hangisi matrix çözemedim.
Lütfen başımdan geçenleri anlatayım, siz bana yardımcı olun.
Hangisi matriks, hangisi gerçek?
Sabah kalktığımda; ki kalkıp kalkmadığımdan da emin değilim.
Tüm anlattıklarım rüya olabilir. Deja vu halleri.
Havanın sıcaklığından başka beni matriksvari düşüncelere
sevkedecek bir faktör de yoktu. Hatta Fellini'nin filmlerini bile anımsamıyordum.
Bilirsiniz Fellinin'nin filmlerinde kişi masanın altına eğilir ve
oradan kayarak başka bir dünyaya gidebilir. Matriks filmlerinin şizofren olmayan
hali diye düşünebiliriz. Rüya gibidir Fellini'nin filmleri. Ben de yaşadıklarım
rüya mıydı, gerçekten uyandım mı emin değilim.
Beynimin bulandığı bu dönemde fotoğraf çektiğimi anımsıyorum. 9 Mart sabahı ilk işim
filmi banyoya vermek oldu. Çıkacak fotoğraflar yaşadığımı zannettiğim şeylerin gerçek
olup olmnadığını bana kanıtlayacak. Dilerim gerçektir, Akıl sağlığım yerindedir.
Dilerim gerçekdışıdır, kafamı yemişimdir de olanlar gerçek değildir?
Tanrım bu ne çelişki böyle...
Sabah kalktım. Sanatçım Sibel Obuz'un müşteri numunelerini aldım.
Numuneler elimde buraya kadar gerçek bundan eminim.
Sonra Buca'da kadın kültür merkezinin açılışı vardı. Oraya yetiştim.
İzdiham. Mikrofon Şeboy'da. İzdiham bir dinleyici topluluğu var.
Katılanların %80'i kadın. Ama AKP'nin seçim mitinglerine benzemiyor, ortalık
kara çarşaflı kadınlarla dolu değil. Bir iki başı örtülü var onlar da normal insanlar.
Katılan erkeklerin %10'u dinleyici, %10'u da benim gibi
görevli.
Cemil Şeboy Buca'nın Fahri Belediye Başkanlarından. Biliyorsunuz
Buca'da seçimler partiler arasında yapılmıyor.
Kişiler arasında yapılıyor. Hatta seçimin sonucu
önceden bilinebiliyor. Uzun süre Sn. Saygın başkanlık yaptı. O da hangi partiye
girse kazananlardandı. Şeboy da öyle. Şimdi AKP'den başkan.
Tabi AKP figüratif, başkan Şeboy.
Şeboy, Maliye Bakanı Unakıtan kıvamında sempatik konuşmalar yapıyor.
Konuşmasının arasında kadınlara şunu soruyor ve oylama yapıyor:
-Kültür Merkezi'nden erkeklerde haftada bari 2 gün yararlanabilelim diyorlar, ne
diyorsunuz?
Kalabalık kadın izleyiciler hep bir ağızdan;
-HHHHHHHHHAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAYYYYYYYYYYYIIIIIIIRRRRRR.....
diyorlar.
Cemil Şeboy soruyu tekrar soruyor. Bu kez daha gür olarak "HAYIR" cevabı alınıyor.
Şeboy, göz teması kurabileceği bir-iki erkeği arayıp, bulunca;
-Görüyorsunuz, ben size dedim, izin vermezler diye, yapacak bir şey yok,
oylama yaptık rededildi diyor.
Böylece kültür merkezinden erkeklerin haftada
2 gün yararlanma umutları da suya düşüyor. Boyunları büküldü mü görmedim.
Zaten bir kaç kişiydiler.
Açılışta kadınların yaptığı resimlerden, tel kırmaya, el sanatlarına, dokumaya dek
inanılmaz kıymette eserlerini görme şansımı buldum.
Kültür Merkezi de çok modern yapılandırılmış.
Acaba içeriye daha sonra girebilecek miyim?
Buraya dek matrikslik bir durum yok. Alışığız.
Kadınlar insana ait hrsın dozunu kaçırdılar, 2 güne dahi izin vermediler. Tamam.
Ama sonra gün ilerledi. Akşama 8 Mart Kadınlar Günü'nün
Selahattin Akçiçek Salonu'nda kutlamaları var. Ona da mutlaka gitmek istiyorum.
Konak Belediye'si düzenliyor. Başkan da Muzaffer Tunçağ hemen hemen tüm
sanatsal etkinlikte bulunuyor, buna da mutlaka gelir diye düşünüyorum.
İzmirde sanatsal etkinlikleri en çok izleyen benim (görevim gereği).
Benden sonra sanatçı Cihan Çeçin ve eşi geliyor (onlarınki de mesleki bir görgü gereği).
Burada alkışı hakkeden Belediye Başkanlığı gibi, çok vakit alıcı
bir görevi icra ederken, kısıtlı zamanın içine sanatsal programları da ihmal etmeyen
Muzaffer Tunçağ beyefendi. Kendisinin bu yaşam tercihini alkışlamamak elde değil.
Vaktim yok diyen ve etkinliklere katılmayan Belediye Başkanları acaba Konak belediye'sinden
daha yoğun işleri olan Belediyeleri mi yönetiyorlar?
Böyle bir yazı yazdım diye kendisinden menfaatım olduğunu düşünenler
çıkabilir. Katten hiç bir zaman böyle bir ilişkiye girmiş kişi değilim.
Tunçağ'ın yağcılığa da ihtiyacı yoktur herhalde.
Tümüyle istatistiki bir bilgi veriyorum.
Hakikaten de Tunçağ da etkinliklerde vardı. Su Yücel'in kendi çalışmaları ile birlikte,
Karaburunlu Kadınlar'ın ilginç sergisi de tek kelimeyle muhteşemdi. Yaşam tercihlerle
değiştirilebiliyor, güzel hale getirilebiliyor. Olmaz öyle şey diyenler
sergi 12 mart'a dek açık, Akçiçek Kültür Merkezi'ne gidip, gözleriyle görebilirler.
Buraya dek de matrikslik yeni bir durum yok. Kadınlar yaratıcı.
Biliyoruz. Kıskanıyoruz ama çaktırmıyoruz. Ara sıra yüzümüze vuruyorlar.
Bugün kadınlar günü, olsun o kadar.
Sergi açıldı, salona giriliyor. Birazdan Şükran Yücel'in Kadına Ağıt adlı belgeseli var.
Yönetemnliğini Berrin Balay Tuncer ve Önder M Özdem yapmış.
Buraya kadar da matriks bir durum yok. Kadınlar neler yapmadı ki film yapmasın.
Ne mutlu.
Işıklar söndü. Sayın okuyucum lütfen bundan sonrasına dikkat kesilin ve benim akıl
hastası olup olmadığımı anlamama yardımcı olun.
Film başladı. Belgesel film 200 ile 1000 yıl öncesi bir dönemden sözediyordu.
Belgesel olduğuna göre o zamanlar çekilmiş olmalıydı
Ama o zamanlar renkli film yoktu.
Şüpheye düştüm. Filmin en başında tarih yazıyordu ama içeriğini bilmediğimden atlamışım.
Sonunu merak ediyordum, filmin sözettikleri renkli sinemadan sonra olmuş olamazdı.
Salon 2007 yılı Mart ayındaydı, sağıma soluma bakıyorum evet, uyanıkım, insanlar
gerçek. uykuda değilim, gördüklerim kabus değil. Bugün 2007 Mart Ayı,
8 Mart Dünya kadınlar Günü kutlaması,
Akçiçek Kültür merkezindeyim. Bu soruların yanıtları önemlidir. neredeyim,
ne yapıyorum, bugün ne? Bunları bilemiyorsanız ciddi bilinç probleminiz var demektir.
Ama biliyorum. Salon tamam. Sonra karanlık salonda aydınlık bir huzmenin beyaz perdeye
yansıdığı kareye bakıyorum. Bir anda bir zaman tüneline düşüyorum.
Fellini'nin filmlerindeki gibi. Orada başka bir çağ anlatılıyor. Töre, cinayetler,
feodalizm, tabutlar, kişinin yaşamı hakkında başkalarının karar vermesi, aşiret,
ölüm, intihar... Olamaz diyorum kendimi sınamalıyım, kafayı mı yedim.
Tekrar salona bakıyorum. Yıl 2007,
Akçiçek Kültür Merkezi akıl sağlığım ve bilincim yerinde.
Kafamı aniden çevirdim de mi böyle oraya bakınca kabüs görüyorum, kafamı daha yavaş filme
çeviriyorum. Oraya bakınca bir kabüs görüyorum ama gerçek gibi herşey.
Tanrım hangisi gerçek? Matrikse geldik galiba!
Kadınlar tezgahtar oldu diye, çalışmak istiyor diye öldürülüyor mu hala?
Yıl 2007'de de mi? Burası Türkiye mi? İnanamıyorum. Çoçuklarım Melike Demirağ'ı
öğrensinler diye getirmiştim. Ama film 18 yaşından küçüklere değil,
25 yaşından küçüklere bile gösterilmemeli. Hatta filmin belgesel olduğunu düşünürsek,
filmin içeriği insan yaşamında hiç olmamalı türünden. Vahşet ve de daha beteri herkezin
doğal kabul ettiği bir vahşet.
İnsanlığımdan utandım.
İzmir'i hep sevmişimdir. İzmirli olmak gurur vericidir.
Çıkışta herkese selam vermeye karar verdim.
2007 yılında yaşamayı birbirimize bahşettiğimiz için.
Melike Demirağ çıktığında salon 15 dk kadar az önceki filmin etkisinden kurtulamadı.
Orada o vahşet varken şarkı söylemeye katılmak güç geldi insana.
Hem de Melike Demirağ'a ve şarkılarının sembolize ettiği onca şeyin özlemine rağmen.
15 dakika sonra Melike Demirağ'ın şarkıları az önceki suçluluk duygularını
hafifletti insanların. 80 kuşağı insanlar biliyordu Demirağ'ı.
Merhaba, Ağlamak ayıp değil, Arkadaş, İstanbul’da olmak,
Karlı Kayın Ormanı şarkılarını duyunca, az önceki vahşete karşı, ellerinden geleni
yaptıklarını hatırladılar. Bu biraz rahatlatıyor insanın suçluluk duygusunu.
Ancak daha sonra ağzına kadar dolu olan salon şarkılara katılmaya başladı.
Bunca aradan sonra izleyiciler tüm şarkıları ilk kelimesinden son kelimesine
kadar biliyor ve katılıyordu.
Demirağ sahneye çıkınca 12 Eylül ve bu yönetimin ülkeye verdiği zararlar,
saygı ile anıldı.
Demirağ'ı ilk 15 yaşlarında izlemiştim Manisa'da.
O zamandan bu yana ben 42 yaşıma geldim.
Melike Demirağ Manisa'daki konserini bitirip İzmir'e gelmiş gibiydi.
51 yaş için muhteşem bir güzellik.
Onca yıldan sonra seyircilerin tüm şarkılarını harfiyen bilmesi,
tanrının verdiği güzellik.
Kendisini kıskanmamak elde değil. Şarkılar izleyicilere nostalji yaşattı.
O "Arkadaş" şarkısı herkeste neler çağrıştırdı bilemiyorum.
Karlı Kayın'ı hangi ortamlarda söylüyorduk, şimdi yaşlanmış
nostalji yapıyoruz. Üzerimizden 12 Eylül buldozeri geçmiş, dümdüz olmuş
bir kuşağın nostalji akşamı oldu.
8 Mart Kadınlar Günü benim için değişik bir geceydi. Çocuklarım için de.
Çocuklarım bir dönemin acılarını, bu acıların sembollerinden Demirağ'ı tanımış oldular.
Kızım çıkışta filmdekiler gerçek mi diye sordu?
Ben de size soruyorum?
HANGİSİ GERÇEK? Lütfen biri bana uykudasın desin...
Ortalık kararınca yorgunluktan uyudun, o kısmı kabus desin.
Buca'daki ve salondaki kadınlar gerçek desin.
Çetin Gültekin
Başa Dön
|